Çarşamba, Ocak 28, 2026
Bilgi Teknolojileri

Vibe Coding

Son yıllarda etkinliklerden sosyal ortamlara kadar her yerde tek bir gündemimiz var: Yapay Zeka. Bu teknoloji artık sadece endişe duyulan bir gelecek senaryosu olmaktan çıktı, hayatımızın doğrudan bir parçası haline geldi. Özellikle 2023 yılında ChatGPT’nin çıtayı yukarı çeken başarısı, bu süreci geri dönülemez bir hıza ulaştırdı.

Kabul etmeliyim ki Yapay Zeka (YZ) birçok işi inanılmaz kolaylaştırdı. Artık çoğumuz Google’da kaybolmak yerine doğrudan cevaba ulaşmayı seçiyoruz. Blog yazmak, görsel oluşturmak veya teknik bir sorunu çözmek gibi konularda YZ’den hızlı sonuçlar almak hayatımıza büyük katkı sağladı.

Ancak tam bu noktada bir öz eleştiri yapmak istiyorum: 2023 sonrası blog yazılarımı ChatGPT desteğiyle yazdım ve bugün bundan derin bir pişmanlık duyuyorum. Bu sadece benimle sınırlı bir durum da değil; hepimizin içine düştüğü genel bir “yankı odası”nın parçası bu. LinkedIn güncellemelerinden e-postalara kadar her şey artık aynı basmakalıp elden çıkmış gibi görünüyor. Bu yapay konforun sonucu olarak, kimsenin gerçekten okumadığı ve değer katmayan içerikler üretiyoruz. En acısı da hazır fikirlere bu denli kolay ulaşmak, zihnimizi tembelleştirdi. Artık fikir üretmek yerine, makinelerin düşüncelerini ödünç alıyoruz.

Bu değişimden en çok etkilenen alanlardan biri de yazılım geliştirme süreçleri oldu. Eskiden satır satır yazılan, uzun analiz ve test süreçlerinden geçen kodların yerini şimdilerde Vibe Coding aldı. İlk bakışta süreçler kısalmış ve verimlilik artmış gibi görünse de; kod kalitesi, sürdürülebilirlik ve mevcut mimariyle uyum gibi konularda ciddi soru işaretleri var.

Kıdemli bir yazılımcı arkadaşımın şu tespiti durumu çok iyi özetliyor: “Eskiden 10 günde yazdığımız ve tıkır tıkır çalışan kodu şimdi 1 günde yazıyoruz; ama kalan 9 günü o kodun hatalarını gidermekle harcıyoruz.” Bu durum kısa vadede bir hız illüzyonu yaratsa da, uzun vadede projeler için ciddi riskler barındırıyor.

Başka bir perspektiften bakıldığında; Vibe Coding yardımıyla kodlama bilmeyen bir kişi dahi doğru “prompt” girerek bir uygulama geliştirebilir. Tabii ki bu uygulamayı hayata geçirmek için hala sistemsel mimari bilgisi şart. Ancak bu durum, kod geliştiricilerin hak ettiği saygıyı görmesinde bir engel teşkil ediyor. Kalitesine bakılmaksızın “çalışıyor” denilen kodlar, işin mutfağındaki uzmanlığı değersizleştiriyor ve dışarıdan bakana süreci çok basitmiş gibi gösteriyor.

Günümüzde fonksiyonel spesifikasyonlardan doğrudan kod üreten, hatta GUI işlemlerini prompt ile yürüten özel YZ araçlarının yükselişi, aslında No Interface” (Arayüzsüz Dünya) konseptine geçişin bir ayak sesi olarak görülebilir. Ancak unutmamalıyız ki; Vibe Coding ne kadar popülerleşirse popülerleşsin, derin mimari bilgiyle desteklenmeyen her süreç sonsuz bir iterasyon döngüsüne mahkumdur.

Geleceğe baktığımızda takımların yapısının değişeceğini öngörmek zor değil. Uzun vadede çok sayıda junior yazılımcının olduğu kalabalık ekipler yerine; kodu yazmaktan ziyade “yöneten” ve mimariyi kurgulayan 1-2 kıdemli uzmanın bulunduğu daha kompakt ekiplere dönüşeceğiz. Yazılımda niceliğin değil, niteliğin ve doğru kurgunun dönemi yeniden başlıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

19 − 17 =